Aynadaki Sen Kimsin?

Geçici deneyimlerin bizi etkilemesine asla izin vermememiz gerekiyor.
Bizim için hiçbir önemi olmayan bir insanın olumsuz bir yorumu bile bazen bütün günümüzü mahvetmiyor mu? Belki de o tek bir yorum gün boyu bize olumsuz etkilemiyor mu?
“Çok mu kilo aldın sen?”
“Hasta gibi duruyorsun”
“İyi görmedim seni, sen durmadan zayıflıyor musun?”
Bu çok sıradan ve çoğu zaman kendi kötü enerjilerini size yansıtmak için sorular bu masum görünen sorular ve yorumlar bile çoğu zaman sizin enerjinizi düşürmüyor mu?
Veya iş yerinizde yaşadığınız küçük bir sorun bile belki de günlerce sizi olumsuz etkilemiyor mu?
Dünyanın sonu gelmiş gibi olmuyor musunuz?
Peki gerçekte de bunlar ciddi sorunlar mı?
O arkadaşınızın olumsuz yorumuna sadece gülüp geçseniz. Bununla da kalmayıp onunla bütün bağlarınızı koparsanız, onunla bir daha konuşmasanız, görüşmeseniz ne kaybedersiniz?
İş yeriniz de yaşadığınız bir sorunun veya ayrılığın aslınsa bir problem olmadığını, belki de o işten ayrılarak yeni kariyer planlaması yapmanızın zamanı geldiğini düşünseniz, dünyanın sonu sandığınız o olumsuz düşünceyi, yeni bir fırsat kapısı olarak görüp olumlu bir düşünceye dönüştürseniz nasıl olur?
Bunları denemeden sonuçlarını bilemezsiniz değil mi?
Peki denemezseniz, önemli sandığınız veya kaybettiğiniz şeylerin birer kayıp olup olmadığını nasıl anlayacaksınız?
Belki de çok önemliler listesinin başına koyduğunuz çoğu şeyler aslında en önemsiz şeylerdir?
Kesinlikle kendinizi boşuna üzüyorsunuz.
Sanırım sadece kendinizi de değil…
Bütün bu önemli sandığınız, aslında önemsiz olan çoğu şey korkularınızdan ibarettirler. Yalnız kalma korkusu, işini kaybetme korkusu, tekrar başlamak korkusu vs. vs.
Bunların hepsi alışkanlıklara bağlı döngüsel korkular. Gerçeklikle hiçbir ilgisi yok.
Çok özel ve size çok şey katan biri olmadığı sürece hiçbir insan kayıp değildir. Yine hiçbir iş gerçekte bir son değildir. Aksine hepsi yeni bir başlangıçtır.
Bir orman düşünün. Yangında yanıp, kül olmuş bir orman. O orman ne yapıyor? Kendini tekrar yenileniyor mu?
Hayat da tıpkı o orman gibidir işte, sürekli yeniliyor kendini.
Sorun gördüğünüz çoğu şey hatta hepsi hayatın doğal bir akışının parçası.
Birini seveceksiniz, sonra ayrılacaksınız. Bir anne babadan dünyaya geleceksiniz, sonra onlar ölecek. Arkadaşlarınız olacak, sonra onlardan uzaklaşacaksınız. İşinizden ayrılacaksınız, sonra yeni bir işe başlayacaksınız. Kavuşmalar, ayrılıklar, özlemler, sevinçler, hüzünler yaşayacaksınız. Bunların hepsi doğal akışlar. Hiçbiri gerçekte bir sorun değil.
Sorun olan tek şey sizin onları her şey sanmanız.
Oysa hiçbir şey her şey değildir.
Bu hayatta her şey geçici.
İnsanlar, işler, mevkiler, makamlar, duygular, bağlar. Hepsinin bir ömrü var. Zamanı geldiğinde her şeye veda edeceğiz. İstesek de, istemesek de.
En sonunda da kendimize veda edeceğiz diye devam edecektim ama bu hayatta veda edemediğimiz tek şey kendimiziz. O kadar da kendimize uzağız aslında.
Hayatın o kusurlu veya kusursuz doğal akışı siz isteseniz de, istemeseniz de devam edecek.
İnsanlar birilerinden ayrıldılar diye kahrolmuyorlar.
Kimse başkasını kaybettiği için üzülmüyor veya kimse başka birine kızmıyor aslında. Gerçekte üzüldükleri ve kızdıkları tek kişi kendileri.
Aslında her insan sadece kendi etrafında dönüp duruyor. Hiçbir insan başka bir insanın yörüngesinde dönmüyor. İstisnasız herkes, kendi travmalarına bağlı döngülerin etrafında durmadan dönüp duruyor.
Buna da dilimizde kader diyorlar.
Bu kader değil. İnsanın kendi tarlasına ekip biçtiği şeylerdir sadece. Hepimiz ektiğimiz şeyleri biçiyoruz. Hoşumuza gitse de, gitmese de. Bana göre tek gerçek bu. Geriye kalan her şey, drama bulaştırılmış avuntular…
O kişi de oldukları kişiyi özlüyorlardır aslında veya tam tersi, o kişiyle dönüştükleri kişiye kızıyorlar.
“Nasıl bu kadarına izin verdim?”
“Neden bu kadar kendimden ödünler verdim?”
Neden… Niçin… vs. vs.
Yani aslında hep sorun kendileriyle. Başka bir kişiyle uzaktan yakından bile alakası yok.
Farkında mısınız?
Herkesin herkes ile sorunu var, artık kimse kimse ile geçinemiyor ama kimse sorunun kendisiyle olduğunu kabul etmiyor.
Öyle ya…
Yüzleşmek için bir yüz lazım ama artık insanların birkaç yüzü var. Kimse o kadar yüz ile yüzleşmek istemiyor, yüzleşseler dahi o kadar yüz arasında kendi yüzlerini bulamıyorlar.
Bu yüzden en kolay yolu seçiyorlar.
En yakınındakinin yüzüne yüzsüzlük yapıyorlar.
Sonra da, o birkaç yüz ile belki de bir yüzyıl yaşıyorlar…





